3 Aralık 2014 Çarşamba

Silah şirketlerinin hükümranlığı

Çatışma ve dünya arenasındaki gerilim sonucunda diplomasi, diplomasinin de yetmediği yerlerde silahlar konuşur.

21. yüzyılda ilk tercih diplomasi gibi görünüyor yada görünmesi gerektiği konuşuluyor ama 'güç' yani silahlar hep ön planda. Bu yazıda da tek müşterisi devletler olduğu söylenen silah şirketlerinin ülkeler ile ilişkileri, dünyada silahlanmanın nedenlerini, en çok silah ihracat/ithal eden ülkeleri, silah şirketlerinin çatışma ve gerilim üzerindeki etkilerini ve en fazla silah satan şirketleri elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım.

Savaşın kaynağını düşünmekten ziyade savaşın kapitalist rekabetin/kapitalist sistemin doğasından kaynaklandığını bilmek, aslında 'yazıyı özetleyecek' bir durum. Silah şirketleriyle savaşlar arasında doğrudan bir ilişki olduğunu, siyasilerinde -en iyi örnekler ABD Başkanlarının danışmanları- bu silah şirketleriyle bağlantılı olduğunu biliyoruz.

2. Dünya Savaşı'nın sonlarından itibaren iki kutuplu dünya Rusya ve ABD dışındaki diğer devletleri de etkiledi. Yeri geldi devletler kutup seçmek zorunda kaldı, yeri geldi kutuplara girmemek için(Bağlantısızlar Hareketi) çaba sarf ettiler. Ama ne olursa olsun bu kutuplaşmadan nasibini her ülke bir şekilde aldı. Soğuk Savaş sırasında bu gerilim sonuç olarak silahlanmayı teşvik etti. İki kutuptan ABD ve Batı menşeili silah şirketleri kendi müttefikleri olan ülkelere, SSCB ise kendi müttefiki olan ülkelere silahlarını satıyordu yada yardım amaçlı veriyordu. Bu müthiş silahlanma 1980'lerin sonunda soğuk savaşın geriliminin sona ermesi ve SSCB'nin çöküşüyle dünya silah pazarını çok değiştirdi.

Silahların en kudretlisi nükleer silahların bir dengeleyici güç olarak kullanıldığı Soğuk Savaş'da iki süper gücün birlikte 70,500 nükleer silahı bulunduğunu, bu silahların toplam gücünün dünyayı ve üzerinde yaşayan canlıları 25 defa ortadan kaldırmaya yetecek boyutta olduğunu bilmek ne kadar da ürpertici değil mi? (1986 verileri) [1]
Atom bombası öncesi ve sonrası Hiroşima
1986 yılında silahlanma yarışı zirve yapmıştı.

Soğuk Savaşın bitmesiyle herkes küresel askeri teçhizat talebinin büyük ölçüde düşmesini bekliyordu ki -bu Körfez Savaşı için yapılan askeri harcamaları saymazsak- dünyanın genelinde görüldü. 1987-89 yılları arasında askeri harcamalar üçte bir oranında azaldı. [2]

Modern askeri maliyetlerin çok yükseklere ulaşması ve talebin düşmesi, az sayıdaki batılı şirketin pazarda 'ulusaşırı birinci lig şirketlere' dönüşmelerini gerektirdi. Daha fazla kapitalizm, daha fazla para. Bu şirketler, diğer ülkelerdeki daha küçük şirketleri yutarak genişlemelerini hızlandırdılar.

Örnek olarak Thales (Fransız Thomson-CSF'nin yeni adı) Şirketi, Avustralya, Güney Afrika ve Kore'de şirketler alarak ürünlerinin bu pazara erişmesini sağlamıştı.
Uluslararası Silahsızlanma ve Küreselleşme Ağı'nın (INDG) kurucu üyelerinden Stephen Staples'in bir yazısında bu olayı şöyle açıklar, ''Eskiden ulusal düzeyde faaliyet gösteren Boeing, GM ve BAE Systems gibi şirketler artık daha çok devlet sübvansiyonu, vergi teşviki, düşük ücretler ve daha gevşek iş standartları peşinde dünyayı dolaşan ulusaşırı şirketlere dönüştüler.'' [3]

Bu şirketler günümüzde ulusaşırı şirketlere dönüşümlerini layıkıyla tamamladı. Silah şirketleri artık neredeyse hükümetlerden bağımsız, çoğu devletten daha fazla kazanan, gayri resmi devlet havasında işleyişlerini sürdürür oldu.

Şirketlerin bu kadar büyümesiyle de devletler onların suyuna gitmek zorunda kaldı.Peki neden?

Devletlerin silah şirketleriyle yakın ilişkilerinin çokça sebebi var. Ama bunlardan en önemlileri devletlerin bir kriz durumunda askeri ihtiyaçlarını karşılayacak sanayi ve teknolojik uzmanlık bilgisinin ülke içinde hazır durumda olmasını istedikleri için, anında tedarik (yabancı silahlardan daha ucuz olsa bile), sübvansiyonlar ve tanıtım yoluyla kendi silah sanayilerini destekliyorlar. İhracata sübvansiyon(devletin karşılıksız kredisi) vererek ve tanıtım yaparak güçlü bir yerli silah sanayinin varlığını koruyorlar.Desteğin basitleştirilmiş hali bu. [4]

Devletlerin sanayilerini desteklemelerinin diğer sebepleri arasında güçlü bir savunma sanayinin dünya çapında bir iktidar simgesi olması, silah sanayinin etkili biçimde lobi yapması ve siyasetçilerin oy toplamak için istihdamı koruduklarını iddia etmek istemeleri de bulunuyor. Ülkeler orduları için alım kararları verirken ilk önce normal olarak kendi silah sanayisini tercih ediyorlar. Örnek vermek gerekirse, İngiltere için alınan silahların yaklaşık %85'i merkezi İngiltere'de bulunan şirketlerden geliyor. Amerika savunma sanayinin ise en büyük müşterisi ABD ordusu. İngiltere merkezli BAE Systems'in de en büyük müşterisi ABD ama bunun sebebi ABD ordusunun muazzam derecede silah satın almasıdır. [5]

Dünyada silah ticareti ile alakalı bağımsız bir çalışma yürüten Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü(SIPRI) veri toplamada güçlük çekildiğini belirtse de 2008-2012 yılları arasında en fazla silah satan ilk 5 ülkeyi raporlarında şöyle açıkladı:

ABD (%30): ABD’nin en fazla silah sattığı ülke yüzde 12’lik oranla Güney Kore oldu. Güney Kore için her alanda Amerika'nın çağdaş sömürgesi denebilir. Güney Kore’yi yüzde 10’la Avustralya ve yüzde 7 ile Birleşik Arap Emirlikleri takip etti.

RUSYA (%26): Dünyanın ikinci büyük silah ihracatçısı ise yüzde 26’lık oranla Rusya oldu. Rusya’dan silah satın alan ilk üç ülke ise, yüzde 35’le Hindistan, yüzde 15’le Çin ve yüzde 14’le Cezayir oldu.

ALMANYA (%8): Dünyanın üçüncü büyük silah satıcısı da Almanya oldu. Almanya’nın en fazla silah sattığı ülke ise, büyük bir ekonomik kriz yaşayan Yunanistan oldu. Almanya silah satışının yüzde 10’nu Yunanistan’a, yüzde 10’nu Güney Kore’ye ve yüzde 8’ini de İspanya’ya gerçekleştirdi.

FRANSA (%6): Dünyanın en fazla silah satan 4 ülkesi yine bir Avrupa ülkesi olan Fransa. Dünya silah satışının yüzde 6’sını gerçekleştiren Fransa’nın en iyi müşterisi yüzde 21’le Singapur, yüzde 12 ile Çin ve yüzde 10 ile Fas.

ÇİN (%5): Bu yıl İngiltere’yi ilk 5’in dışına iten Çin, dünya silah satışının yüzde 5’ini gerçekleştirdi. Çin’in en iyi müşterileri ise sırasıyla yüzde 55’le Pakistan, yüzde 8 ile Myanmar ve yüzde 7 ile Bangladeş oldu. [6]

En fazla silah satan ülkelerden sonra en fazla silah satan şirketler listesine de bakmak lazım.
2011’de en fazla silah satan şirketlerin Top 100'ünde 44 ABD’de yerleşik şirket vardı. Batı Avrupa’dan ise 30 şirket ilk 100’de bulunuyordu. ABD ve Batı Avrupa’lı şirketlerin dünyadaki toplam silah satışındaki payı %89, yani toplam silah satışı 410 milyar doların 365 milyar doları ABD ve Batı Avrupalı şirketlere ait. En fazla kazanan silah şirketleri sırayla Lockheed Martin, Boeing, BAE Systems, General Dynamics, Raytheon. BAE Systems(İngiltere) dışındaki diğer dört şirket ABD merkezli. TOP 100'de Türkiye'den sadece bir şirket var o da ASELSAN. Her geçen gün kendini geliştirip ihracatını artırsa da şuan 82. sırada yer alıyor.

SIRPI raporlarına göre devam edecek olursak dünyada en fazla silah ithal eden ülkeler sıralamasında Çin'i geçerek Hindistan birinci oldu. En fazla silah ithal eden ülkelerde ilk beşte ise sırayla Hindistan, Çin, Pakistan, Güney Kore ve Singapur var. [7]

İlk 5'ten, Hindistan-Pakistan çekişmesi ile Güney Kore-Kuzey Kore çekişmesi silah şirketlerinin ceplerini nasıl doldurduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye'nin ise silah ithalatındaki durumuna gelecek olursak; malum yıllardır PKK ile mücadelemiz ve Ortadoğu'da ki güç savaşına itilmemiz ile büyük bir gururla(!) 9. sırada yerimizi almışız. Türkiye'nin genel olarak askeri harcamalarda dünya genelinde 14. sırada yer alıyor. NATO'da ise 7. sırada. [8]

Ortadoğu'da en fazla silah ithal eden ülkeler ise sırasıyla BAE, Suudi Arabistan ve Türkiye. [9]

Bunun yanında son 20 yılın en büyük silah anlaşması ise ABD ile en katı diktatör rejimlerden olan, Arap Baharını es geçen müttefik Suudi Arabistan arasında yapıldı ve bu anlaşmanın bedeli 60 milyar dolar olarak açıklandı. [10] 

En güncel verilerle dünyada askeri harcamaların yıllık toplam büyüklüğünün 1,75 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Tabi ki bunlar SIPRI'nin ulaşabildiği veriler sonucunda oluşturmuş olduğu raporlar. Bunların bazı devletlerin açıkladığı raporlarla uyuşmadığını da söylemek lazım. Bu raporlarda yazandan daha fazla silah satışının yapıldığı ise gayri resmi gerçeklerden.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu
Silah şirketleri ve silah ticaretinde enlerden sonra silah satışlarında da bazı kısıtlamalar olduğunu belirtmek lazım. En yakın olarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, konvansiyonel silahların soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları işlemek amacıyla kullanılacağı bilindiği ülkelere silah akışını yasaklayan Silah Ticareti Anlaşması’nı Nisan 2013'de kabul etmişti. [11] Bunu da Suriye'ye ithafen çıkarttığı söylenir. Daha çok 'kısıtlayıcı' anlaşmalar var ama bunları sıralamanın bir manası yok. Bunun dışında büyük güçler 'dış yardım' diye niteledikleri aslında kendi nüfuz politikası olarak sonuçlanan politikalarla bazı devletleri kendi yanına çekiyor. Bu yardımlar askeri eğitim, askeri teçhizat ve insani yardım gibi çeşitli şekillerde oluyor. Dünyada yine bunu en iyi uygulayan ülke süper güç ABD.  

ABD Soğuk Savaş döneminde SSCB'ye karşı uyguladığı çevreleme politikasında da, Afganistan'a ve Irak'a saldırırdığında da kendi politikalarına dair eylemlerde bulunan ülkelere dış yardım payından başta silah desteği olmak üzere yardım yaptı ve yapmaya devam ediyor. Bu yardımlar için Türkiye'de 2. Dünya Savaşı arefesinde ve sonrasında çeşitli dönemlerde nasiplenmişti.

Uluslararası anlaşmaların yanında ABD, dış yardım yasasında da insan haklarını ihlâl eden ülkelere yardım adı altında 'askeri teçhizat ve askeri eğitim' yapılmamasını yasaklıyor. ABD bu yasağı da tabi ki kendi çıkarlarına göre delebiliyor. (örnek olarak: Afrika'da da DKC'de iç savaşta Ruanda ve Uganda - Zimbabve ve Namibya taraflarına ayrı ayrı askeri yardımlarında bulundu.Örnekler çoğaltılabilir.)

Ama tüm bunlara rağmen ABD ve Batı, insan hakları sicilleri kötü olan ülkelerle müzakerelerinde silah satışlarını koz olarak kullandıklarını, bu yolla bu ülkelerin tutumlarını düzeltmeye çalıştıklarını iddia ediyorlar, ama bu sav görüldüğü üzre yanlış.

Ülkeler arasında yapılan büyük silah ticaretleri ile birlikte bu pazarda daha küçük paylara sahip olan küçük silahlar ile ticaret yapan şirketlerde var. Bunlar daha çok iç savaşlarla besleniyor.

2000'li yıllardan beri Ortadoğu, genel olarak da Afrika'da çekişmelerin iç savaşların yavaş, sinsi ve sistemli bir biçimde artışı bu kan emici silah şirketlerini her daim besleyen bir kaynak olmuştur. ABD Irak'ta petrolle birlikte bir nevi oradaki istikrarı bozarak kendi silah şirketlerine ne kadar kâr sağladığını gördük. En yakın olarak da Irak ve Suriye'de faaliyet gösteren IŞİD ve ona karşı hava saldırılarında bulunan ABD ve koalisyon güçleri, kullandıkları uçak ve bombalarla silah şirketlerininin hisse değerlerini %8'e varan oranlarda değer kazandırdı. [12]

Küçük savaşlar belirli bölgeleri kontrol etmek, kaynakları yağmalamak ve iktidar sahibi olmak amacıyla çıkarılıyor ve kalıcı çekişmelere dönüştürülüyor. Şuan IŞİD'in Irak ve Suriye'de hem askeri üsleri ve hem de petrol kuyularını ele geçirmesi örgütün bu kadar büyümesine neden olan en önemli faktörlerden biriydi. Dünya Politika Enstitüsü'ten William Hartung ise şu örneği veriyor:

''1997-2003 yılları arasında Liberya devlet başkanı olan Charles Taylor 1989 Noel'in de Liberya'yı AK-47 tüfekleri taşıyan sadece 100 kişilik bir milis gücüyle işgal etmişti. Bu askerler birkaç ay içinde maden ve kereste kaynaklarını ele geçirmiş ve buralardan kazandıkları parayla yeni hafif silahlar almışlardı. Böylece hala devam eden bir kısır döngü doğmuş oldu.'' [13]

Örneklere takılıp detaya inmek istemezdim ama Charles Taylor, Amerika'da üniversite eğitimini görmüş, şuan çeşitli suçlardan 50 yıl hüküm giymiş, uluslararası bir mahkemede suçlu bulunan ilk devlet başkanı olmuştur. Tabiki de detaya inmem de ki sebep bu değildi. Charles Taylor yıllar sonra CIA ile ilişkisi olduğu CIA mercilerince resmileşen bir şahsiyettir. [14] Silah, iç savaş, para ve ABD temalı bir örnekti bu aslında.

Bazen Batının sattığı silahlar kendine karşı da kullanılabiliyor. ABD Afganistan'ı işgal ettiğinde Ruslara karşı silahlandırdığı Taliban karşılarına çıkmıştı. Aynı şekilde ABD; Panama, Somali ve Haiti de aynı durumla karşılaştı.
Silah ticareti hakkında unutmamamız gereken bir şey daha var. Silah ticareti sadece 'bum' yapan şeyler değildir. İşin görünmeyen tarafında parçalar yani civatalar, somunlar, metal panolar, plastik açma-kapama düğmeleri, tekerlekler ve birçoğu var. Türk şirketi Otokar, Rover grubunun 4x4 Land Rover araçlarını monte etme lisansına sahip. Rover'ın İngiltere'deki kolu, otomobil parçalarını sivil ihraç ürünü olarak bildiriyor ve dolayısıyla ihracat lisansı almadan bunları ihraç edebiliyor. Otakar'ın 94'te üretmeye başladığı akrep isyan bastırma araçları yüzde 71 ile 80 oranında Land Rover parçalarından oluşuyor. Monte edilen makineli tüfeklerle zırhlı araçlara dönüşen akrepler, Cezayir ve Pakistan olmak üzere çeşitli ülkelere satılıyor. [15] İşin bu boyutunu da gözden kaçırmamak lazım.

Silahlanmayı savunanların en önemli tezlerinden biri silahların dünya arenasında istikrar sağlamanın bir yolu olduğudur. Ülkeler saldırılara karşı kendini savunma yani nefsi müdafaa hakkına sahiptir ve buna da kimse itiraz etmemekte. Başta batı ülkeleri olmak üzere devletler kendi çıkarlarına uygun isyancı veya devrimci hareketlere gizlice veya açıkça silah tedarik ettiklerinde, ezilen insanların kendilerini ezenleri devirmeye ve demokrasiyi kurmaya hakları olduğunu savunurlar. [16] Hayatta olduğu gibi burada da çıkar ilişkisi bitiricilikde baskın bir rol oynamakta. Suriye'de son 3-4 senede yaşananlarda bu değil mi aslında? Rus müttefiki bir ülkeyi ve lideri ABD ve Batı istemiyor ve ülkedeki milis hareketlere destek veriyor. Rusya'da buna haklı olarak karşı çıkıyor. İnsanlar ölüyor, para konuşuyor...

Silah şirketleri ve arkasındaki devletler silah satışlarını parası olmayan devletlere 'borç' yoluyla da sürdürüyor. Bunlara örnek vermek gerekirse:

ABD, 1984'te PKK'yla savaş başladığından 2000 yılına kadar Türkiye'ye 10.5 milyar dolarlık silah sağlamış. Bu alımların %77'si(8 milyar dolarlık kısmı) ABD'den alınan kredi ve hibelerle gerçekleştirilmiş. [17] Biz silah yardımı da yaparız, sen silah al diye kredi de veririz; yani sen yeter ki savaş diyorlar.

1980'de başlayan Irak-İran Savaşı'nda ABD Irak'a o kadar çok silah sattı ki Irak savaş sonrasında yoksulluk gerçeğiyle yüzleşti, ABD ve ABD'nin silah şirketlerinden çokça kredi alan Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak borç batağına düştüğünü savaş bitiminde fark etti.

Batının silah satışı yüzünden yoksul duruma düşürdüğü ülkeler arasında Bolivya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kenya, Liberya, Mali, Myanmar (Burma), Uganda ve Zambiya var. [18] Tabi yine örnekleri daha da arttırabiliriz.
Silahlanmadan devam edecek olursak 2. Dünya Savaşı sonrasında Doğu Bloğuna karşı kurulan NATO için İngiltere'de silah ticareti karşıtı kampanya (CAAT), NATO'nun varlığını sürdürmesinin mevcut ve yeni üyelere silah satışlarını kolaylaştırma isteğinden kaynaklandığını ileri sürüyor. [13]
Haber servisleri gibi 'ileri sürüyor' dedim ama bunun destansı bir şey olmadığını göstermek amacıyla yine ve yine en yakın örnekten yola çıkacağız:
 “NATO Türkiye'nin de için de bulduğu üye devletlere, savunma harcamalarınızı artırın ve bu harcamaların yüzde 20’sini silah yatırımına ayırın. dedi. (15 Kasım 2014)

Bunun üzerine de savunma harcamalarına ayırdığı pay bakımından NATO ülkeleri arasında 7. sırada bulunan Türkiye'den Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, sağımız solumuz düşmanla çevrili, Ortadoğu'da lider olmamız gerekiyor falan dedi. Yani sonuç olarak harcamalar artacak. [19]

NATO öyle bir güç ki, askeri siparişlerde dünyada başı çekiyor. Hamburg’dan Barış Araştırmaları ve Güvenlik Politikaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Michael Brzoska, “NATO rakamlarını topladığınızda dünya çapında askeri harcamaların hala üçte ikisini oluşturuyor” dedi. [20]

Dünyada bu kadar silahlanma demek devletlerin  kalkınmaya ayırdığı bütçelerin küçülmesine; sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçların paylarında düşmelere sebep olmaktadır.

BM Kalkınma programına göre (UNDP), ''Savunmaya çok az, insani kalkınmaya çok daha fazla yatırım yapan ülkeler, egemenliklerini korumakta, silahlanmaya çok fazla yatırım yapan ülkelere göre çok daha başarılı oluyorlar.'' 

Ama şöyle de bir gerçek var ki Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin silahlanma yarışına girme merakı Batı olmasa yok gibi. Çünkü artık klasikleşen bir gerçek olarak tüm çatışmaların, savaşların, zıtlaşmaların ve kalabalıkların birbirlerine girmelerinin arkasından hep büyük güçler çıkıyor. BM'de beş daimi üyenin 4'ünün silah ticaretinde ilk 5'te olması (diğer daimi üye İngiltere ise 6.) ve hâlâ tavsiye, yardım vs. diye polyannacılık oynamasını artık kimse yemiyor, hatta tüm dünya bu durumdan iğreniyor. Savaşlarda ölenlerin 5/4'ünün sivil ve bunların çoğunun kadın ve çocuk olduğunu düşününce ne yapılabilir ki başka?

Utanıyoruz, üzülüyoruz, bazı bankerlerin ceplerini dolduruyoruz. Ailelerin yıllarca bağrına basıp büyüttüğü çocuklarını savaşa kurban veriyoruz. Beş büyüklerin politikalarına göre, yedi milyar insan olarak hayatlarımızı yaşıyoruz. Erdoğan'ın dünya beşten büyüktür çıkışının ne kadar doğru olduğunu bilsek de, düzenin böyle devam edeceğini tahmin etmekte zorlanmıyoruz. Gücü eline alan Türkiye'de olsa, Brezilya'da olsa, İngiltere'de olsa güçlünün güçsüzü ezdiği dünyada olduğumuzu biliyoruz. Çok duygusallaştım ama 20 yaşına gelmiş bir insanın Irak'ta bir bomba, Suriye'de bir kurşun, veya Türkistan'da işkenceyle ölmesiyle bir insanın dünyadan kopup gideceğini düşününce çıldırıyor insan.

Sosyal mesaj vermem gerekirse de; 'vicdan, sadece birazcık vicdan'.


Kaynak:
[1] https://kocschooluluslararasi.wordpress.com/about/uluslararasi-iliskilerin-tarihsel-gelisimi/modern-cag/soguk-savas-doneminde-silahlanma-yarisi-nukleer-silah-denemeleri/
[2] [3] [4] [5] syf. 16, 18, 17, 18
[6] http://www.ankarastrateji.org/haber/silahsizlanma-ve-dunyanin-silah-karnesi-630/
http://www.21yyte.org/tr/arastirma/abd/2013/10/19/7255/amerikan-guvenlik-politikasinin-dis-yardim-stratejisi
[7] http://www.therichest.com/expensive-lifestyle/location/the-top-10-biggest-weapon-buyers-in-the-world/
[8] http://www.zaman.com.tr/ekonomi_turkiyenin-savunma-harcamalari-25-kat-artti_2256694.html
[9] http://www.islamidavet.com/2013/03/18/ortadoguda-en-cok-silah-ithal-eden-ulkeler-turkiye-bae-ve-suudi-arabistan/
[10] http://www.ydh.com.tr/HD9998_son-20-yilin-en-buyuk-silah-anlasmasi.html
[11] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/04/130402_bm_silah_ticareti
[12] http://www.birgun.net/news/view/abd-saldirganliginin-asil-kazanani-silah-sirketleri/6836
[13] syf. 32, 26
[14] http://www.aljazeera.com/indepth/features/2012/01/2012120194243233526.html
[15] [16] [17] [18] syf. 64, 34, 83, 23
[19] http://www.taraf.com.tr/haber-nato-savunma-harcamalarinizi-arttirin-168084/
[20] http://www.dw.de/askeri-harcamalara-devam/a-17564129
Ek Kaynaklar:
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü Raporları
http://www.dunya.com/dunyanin-en-buyuk-silah-saticisi-lockheed-martin-aselsan-82-sirada-181958h.htm
http://haber.sol.org.tr/ekonomi/100-sirket-395-milyar-dolarlik-silah-satti-haberi-87180